28 Oct 2012

Jr. Massey Ferguson











Buraya not almak istedim. 





Hayatimda bir suru onemli seyler oldu, nebiliyim iste matematikten 90 almistim bir keresinde ortaokulda. Konu kumelerdi. Inanilmaz sevinmistim, 90 ne demek lan?


Neyse. Mesela Ataturkcu dusunce derneginden aldigim o tipik tasarim harikasi plaketlerim var katkilarimdan dolayi.


Baska baska... Gecenlerde Birlesik Krallik basbakani David Cameron'dan mektup aldim. Ayirca tabii ilk kimden kismina baktigimda "number 10" i gorunce ulkeden atildigimi zannetmedim degil. Gonullu calistigim icin olimpiyatlarda, tesekkur mesaji gondermis. Sagolsunlar. 


Bunu kisaca hayatinizdaki en onemli basarilariniz nedir sorusuna yanit olarak algilayalim. Mesela universite'ye girmem de hayatimi degistiren onemli bir seydi, hatirlarim ilk ogrendigimde arabanin kornasina basa basa evin 1kmlik capinda bir idiotluk haliyle gezintiye cikip, cigliklar atmistim arabanin icinde. Benim gibi bir adam Hacettepe'ye girmis. Ikinci tercihim mugla falandi sanirim. (ilk harfini bile kucuk yaziyorum.) Gerci boktan bir bolumde okudum o ayri. (ileride gotume girmez umarim bu soz).


Burada, Londra'da masterimi tamamlayip (ki tezimi de yazarak!), bir yerlerde ise girmem de beni cok sasirtmistir hala. Hala nasil kirami kendim odeyebiliyorum hic bir fikrim yok. Nasil olmedim mesela yillardir otobuslerin arasindan naifce, kulakliklarim takili bisiklet surerek? Ya da bu kadar mahlukun yasadigi bir sehirde nasil bir facia basima gelmedi. (It gibi icip macbook'umu bir gece caldirmam haric tabii).


Dusunuyorum da kolay seyler degil. Ama cogunun bilincinde bile degilim. Gecmis ve gelecek asiri degerlendirilmis seyler (yani overrated iste). Hepsinin kombinasyonu su anda ki anda gomulu bence. O yuzden fazla gecmis/gelecek muhabbetim yok. Sadece su an hissettiklerim beni gecmise ve gelecege bakisimi surekli degistiriyor, komik degil mi? Nedir ki gelecek? Kim gelecekte yasiyorum lan ben diyebilir? -- No future! 


Konu bu degildi, neyse baska turlu gelemiycem anlasilan. Kisacasi, gercekten iyi birsey oldu, hissediyorum. Hem de cok guzel bir sey oldu. Hani inglizlerin 'too good to be true' dedikleri sey oldu. Bir paradigma degisti, yeni bir post-human geldi sanki, sanki modernizm bitti ve post modernizm basladi. Artik yeni Eren geldi, bu yenisi, 2.0 bu, daha pahali, daha ince ve hizli.

Hala da yok canim bu bana olmus olamaz diyorum, o kadar iyi. Ve korkuyorum, sicmaktan korkuyorum. Ama kendime burada sizlerin huzurunuzda soz veriyorum, kendimi suclamiycam olmazsa. Affedicem kendimi direk, hemen, 5 dakika sorna, koseyi doner donmez, otobuse biner binmez, cayi demler demlemez affedicem. 'He tamam' diycem. Saglik olsun, en onemlisi saglik diycem. Koyume donucem ve tarlalari ekip bicicem. Massey Ferguson alicam kendime. Soz. 

Massey Ferguson affetmenin, affedilmenin, masumiyetin simgesidir bundan sonra, kirmizi kirmizi, ne guzeldir Massey. Don't let me down this time massey. 








9 Oct 2012

Post-Para-Coğrafik Buhran




ölüyorum… ölüyorum… bilemezsiniz. O piyanonun sesi ve tüm seviştiğim kadınlar… ve gördüğüm şehirler geçiyor içimden. Evet bir şarkıcının dediği gibi, içimden şehirler geçiyor. O Ankara'dan yola çıktığım arabanın içindeyim. Hayır, aslında o arabayla şu an yaşadığım şehrin arasında bir yerlerdeyim. 

Yalnızım. Bir piçim ben. Post-Coğrafik bir buhran içerisindeyim. İnce ince işliyorum bu kelimeleri. Özeniyorum onlara. Seviyorum onları, o küçük keratalar. 

Jazz çalmak istiyorum bir akşam üstü. Ben ölürsem akşam üstü ölürüm. Akdeniz'de bir akşam üstü..işte ben oraya aidim. 

İçimden şeritler geçiyor..Bir gece yolculuğundayım Anadolu'da. Herkes uyumuş arabada. Arabanın o karanlık sıcaklığı. Benzin istasyonlarının yalnızlığı geçiyor içimden her defasında. Bakıyorum; hayır gerek yok, durmak istemiyorum benzin almak için! Arabamı sürmek istiyorum bir an önce Ege'ye, Ayvalık'a, Cunda'da ki Taş kahveye varıp bir kahve içmek istiyorum. Oradaki miskin, 'kadın döven atletleri' giyen adamların öğlen öğlen uyuyuşlarına gülümseyip / ağlamak halimize… 

Post-coğrafik bir hissiyattayım ve ben nerede olduğumu bilmiyorum. Başka bir zamandayım. Bu önceden de olurdu ama bu seferki daha güçlü bir öncekilerden. Bir öncekiler… 

Boş boş oturuyorum. Bom boş oturuyorum. Hangi kumanda benim dikdatörlüğüme daha iyi hükmeder onu araştırıyorum. 

Ama ben jazz yapmak ve ağlamak istiyorum. İstiyorum… Hayır, bu kelimler değil anlatmak istediğim. Evet, anlatmak istediğim ne!?

İsrailli bir adamın müthiş kontrbas çalışını dinliyorum aylardır. Bir piyano ve kontrbas dinliyorum yalnızca. Kadınlara bakmıyorum geldiğimden beri.

Kimseyi sevmiyorum. Ne E.'yi, ne C.'yi, ne bir başkasını. Ama ağlamak geliyor içimden öylesine. Neye ve neden ağladığımı da bilmeden. 

O Alman kıza birşeyler yazmalıyım diyorum ve sonra vaz geçiyorum. Ne yazacağım ki! En iyisi böyle. Yalnızlık. 
Hiç bir şeye inanamıyorum artık. Geçmişe, tarihe ve teorilere. Beynim tamamen performatif. Herşey performatif. Hayır nihilist de değilim. Ben bir çakalım ve bunu ben de dahil herkes biliyor. Doğuya ve batıya da inanmıyorum. İnsanın temelden de fazla coğrafyaya ve çevreye uygun bir kültür içinde yoğrulduğunu da biliyorum. Türkçeyle ingilizceyi de karşılaştırmıyorum tıpkı Londra ile İstanbul'u karşılaştırmadığım gibi. (Bu bir yalan). 
-Parantezden sonra noktaya bayılırım. 

Çalışmıyorum hiç. Kimseyi aramıyorum. (bugün C.'yi aramam dışında). İş de aramıyorum. Tiksiniyorum iş ilanlarından. Biliyorum bu dünya böyle ama tiksiniyorum işte. Bazen şaşıyorum benim gibi bir adamin konferanslarda konuşma vermesine. Tüm söylediklerim ve yazdıklarım tamamen çalıntı! Ama iyi çalarım ben… (her iki anlamda da). 

Ben iyi çalarim (Türkçenin mükemmelliği). Türkçe. Belki de hasret dedikleri bu olsa gerek. Nazım Hikmet de sürgündeyken bir camii'ye gidip namaz kılmış. İnsan böyle bir şey işte. Neyse benim derdim insan değil. Ben bir Post-humanım ne de olsa. Bir piçim ben ne de olsa. Post-Adem!

Açıklayamıyorum bu duyguyu işte. Allahın belaları. İçimde sonsuzluğu hissediyorum bir kaç gündür. Ve artık bu yazıya devam da etmek istemiyorum, çünkü biliyorum bunların hiç birisi benim demek istediklerim değil. Bunlar anlatamaz herşeyi. Zaten herşeyi de hiç bir şekilde anlatamam ki. Korkunç olanda bu işte. Herşey nedir? Sonuzluğu düşününce otobüsün ortasında ağladığını anımsar mısın küçükken?  




27 Mar 2012

Cv yaziyorum.

Dinci by luckykick


Cv yazan var mi hic aranizda? Ama ciddi ciddi, gercekten ne istedigini anlatan. Ben mesela soyle 4-5 aydir cv yaziyorum. Binlerce kez yazdim, sildim ve tekrar yazdim. Her defasinda da bambaska bir insan oluverdim. Bu ise hep inancsiz baktim, belki hala da oyle bakiyorum ama ne yalan soyliyeyim bence biraz olmasi gerekende bu artik bu dunya'da. Yoksa nasil anlaticaksin binlerce insana "ne oldugunu". Hakikaten nesin sen? Iste batinin basarisi burda. Birsey olmak zorundasin, ve birseyin uzmani olmak zorundasin. Fazla gaza gelmemek gerek ama, cogu zaman o ellerinde starbucks kahveleri ve ayfonlari/blakberrileriyle ceketli kravatli kosturan adamlarin gun boyu yaptiklari aslinda mouse'a defalarca tiklamaktan baska birsey degil. Beni sinirlendirmeyin simdi.

Artik o eski avukatlik-doktorluk devri bitti. Soruyosun ne is yaptigini, oyle bir anlatir ki cv'sinde, halbuki yaptigi sey iki uc tane daha mal satmaktir ya da musteri baglamaktir. Budur iste burda bu isler; deger yaratmak; yani para.

Hayir beni asil sinirlendiren is ilanlarindaki su gereksiz civik is tanimlamalari. "exceptional" kisiler ariyoruz diyor bitanesi, sonra kendine soruyosun "lan ben gercekten oyle biri miyim?" Pek degil. O zaman bosver. Iste boyle boyle soguttunuz beni bu isten. Su is ilanlarini biraz daha samimi yazin yahu. Bir kere Tr'de gormustum, sirketimize iyi para kazandircak is arkadasi ariyoruz diye yazmislardi resmen, devaminda da sonra beyogluna gidip bi guzel yiycez paralari gibisinden bisey demislerdi.
Burda demiyolar iste. Allah belanizi versin sizi allahsizlar, kitapsizlar sizi.

Mesela en gicik kaptigimda her firmanin ya da internet start-upinin dunyayi degistirdigini iddia etmesi. Gidin bi cay demleyin diyesi geliyor insanin. Bi siktirin gidin diyesi geliyor. Barack Obama bile degistiremedi henuz, Tayyip bile degistiremedi sen neyi degisitirdin?

Burdan su kaniya vardim: Ben bu "cynical" dedikleri turdenim ya da "fatalistic" dedikleri. Hani biz deriz ya hep "vardir bir bildikleri" "onlar isini bilir" gibisinden.. iste hala o kafadayim ben de ne yazik ki, gunduzleri kandiriyorum kendimi kahve sirasinda beklerken, artik dunyanin karman corman bir yer olduguna da, aksam olunca yine o cay icme moduna gidiyorum. Belki de Notting Hill'e tasinirsam fikrim degisebilir ya da kebab yemeyi birakirsam.

Is verin bana is. Bir de askerlik var ya.

21 Mar 2012

f. off


Bir adam bir sarki soyluyordu gecenlerede...Hepinizin allah belasini versin. Bu cumlenin de. Hicbirseye inanmiyorum. O sizin yarattiginiz yapay coskular iste bu mutsuzlugumun sebebi. Sizlerden nefret ediyorum ve sizlere nefret ettigim kadar da muhtacim. Bu zevksiz dunyayi siz yarattiniz orospu cocuklari. Siz ve reklamlariniz, simdi siktirin gidin ve bana sakin dunyayi nasi degistir(me)diginizden bahsetmeyin.

8 Mar 2012

Post-Study, Yok-Study





Hatirladi simdi, Londra koprusu istasyonu...sabah saat 9 gibi, o erkek sesli kadin calardi kulaklarinda, yeni bir ‘black mirror’ elinde, beyaz masum kulakliklar, kahve kokan istasyon, ceketli kiravatli adamlar, etekli, usuyen kadinlar. O tren onu yeni basladigi okula gotururdu. O Oxfordlu feminist, lezbiyen kadini dinlerdi derste, muthis etkilenirdi.

Fransiz filozflari okurdu durmadan, anlamazdi, bir daha okurdu, sonra kutuphaneye gider tekrar okurdu, altlarini cizer notlar alirdi, anlar gibi olur sonra kafasi tekrar karisirdi. 
Sonra gecen kizlara bakar; anglosakson kizlara, asyalilara, latinlere...

Mesela para kazanmak diye bir gercek vardi, fakat saatlerce o filozoflari okuyup kahve icip bohem bohem gotlu gotlu yasamak da vardi ne yalan soylesin. 

O fakir mahallenin ortasinda yukseliyordu okulu. Siyahlarin yasadigi, arada bir sadece tirlarin ve cop arabalarinin gectigi, kosede bir kac ogrenci ‘pub’inin oldugu ve duvarlarinda Lenin’in, Marx’in posterlerinin oldugu publar. Demek ki heryerde boyle, neden okumus ogrenciler adamlar Lenin’e, Marx’a siginir? Nasil olurda kapitalizmin anavataninda bu adamlar duvarlarda? Ya da, neden hic sosyalizm etkisi olmaz bu ada da? 

Soguk, C.dan kahvemi alip bizim fakulteye yoneliyim. Bizim. Nerden bizim ki o fakulte? Simdi bizim degil mesela. Ama gecen yil bizimdi. Fakultemiz bizimdir bizim kalacak! Bok kalacak. Al iste gonderdiler sana iki tane kagit, ‘I am pleased to confirm’ diye baslayan. Mezunsun iste, onla git ‘home office’e basvur, al vizeni ve basla calismaya. Ha bu arada ‘passion’ dedikleri seyi bulmaya bak! Bulursan sanslisin, bulmazsan mal gibi calis 9-5! 

Bok gibi yazdin butun makalelerini. Hepsi boktandi, hepsini son anda yazdin, hepsini isteksizce yazdin, inanmadin, rol yaptin, bagirdin cagirdin, referans verdin, alinti yaptin, elestirdin, hakli buldun, sonra kelime sayisina baktin; tamam, gereken sayiya coktan ulasmisim, simdi teslim et gitsin. Ne o? Teslim tarihi gecmis mi? Overdue mu? O zaman kosedeki doktor’dan bir hasta seysi al, onla gotur ver, hallolur. En azindan bir sonra ki essay'e kadar rahatsin. Simdi istedigin yap!
Ne istiyordu ki? 
Bir filmde adam konusuyordu, ‘freedom is overrated’. Simdi bitti hepsi, tum essaylar, tezler, sunumlar...Ne oldu, napiyorsun ki? Su bos zaman denilen sey nedir ki? Bi turlu dolduramadin o bos zamanlari adam gibi, kadin gibi, insan gibi. Bana bos zaman deme! 

Sozler verdin kendine, okuyacaktin hepsini, anlayacaktin, simdi nasil oldu da tum kitaplarini sattin Amazon’dan?
Ne guzel kandiriyordu insan kendini. Beyin, insanin en aptal organi degil miydi iste? Ne kadar da dogru demissin Selim!
Aptalsin ve giderek daha da aptallasiyorsun. Boguldun iste yine o teknolojinin, gecitlarin icinde, basip duruyorsun tuslara, saga kayidirip, uzerine dokunuyorsun. Arama yapiyorsun, masaustunu temizliyorsun, yeni program indiriyorsun. Sicarken update yapiyorsun sirita sirita. Gazete okuyorsun, sonra onu ‘like’ ediyorsun, bir de ‘recommend’ ediyorsun utanmadan. Sen ne zamandan beri ‘recommend’ eder oldun? Hani sikayet ediyorsun ya ne kadar anlamsiz yaptigin bu is diye, sen ne kadar anlamli isler yapiyorsun ki? Senin hayatin zaten anlamsizlastirilmis bir kere, cikis yok bundan. Belki de vardir bir yerlerde, bir web sitesinde! Bir alisvers magazasinda! Bir pub’da! Bir Club’da, muze’de, sergi’de, essegin sikinde!