Hatirladi simdi, Londra koprusu istasyonu...sabah saat 9 gibi, o erkek sesli kadin calardi kulaklarinda, yeni bir ‘black mirror’ elinde, beyaz masum kulakliklar, kahve kokan istasyon, ceketli kiravatli adamlar, etekli, usuyen kadinlar. O tren onu yeni basladigi okula gotururdu. O Oxfordlu feminist, lezbiyen kadini dinlerdi derste, muthis etkilenirdi.
Fransiz filozflari okurdu durmadan, anlamazdi, bir daha okurdu, sonra kutuphaneye gider tekrar okurdu, altlarini cizer notlar alirdi, anlar gibi olur sonra kafasi tekrar karisirdi.
Sonra gecen kizlara bakar; anglosakson kizlara, asyalilara, latinlere...
Mesela para kazanmak diye bir gercek vardi, fakat saatlerce o filozoflari okuyup kahve icip bohem bohem gotlu gotlu yasamak da vardi ne yalan soylesin.
O fakir mahallenin ortasinda yukseliyordu okulu. Siyahlarin yasadigi, arada bir sadece tirlarin ve cop arabalarinin gectigi, kosede bir kac ogrenci ‘pub’inin oldugu ve duvarlarinda Lenin’in, Marx’in posterlerinin oldugu publar. Demek ki heryerde boyle, neden okumus ogrenciler adamlar Lenin’e, Marx’a siginir? Nasil olurda kapitalizmin anavataninda bu adamlar duvarlarda? Ya da, neden hic sosyalizm etkisi olmaz bu ada da?
Soguk, C.dan kahvemi alip bizim fakulteye yoneliyim. Bizim. Nerden bizim ki o fakulte? Simdi bizim degil mesela. Ama gecen yil bizimdi. Fakultemiz bizimdir bizim kalacak! Bok kalacak. Al iste gonderdiler sana iki tane kagit, ‘I am pleased to confirm’ diye baslayan. Mezunsun iste, onla git ‘home office’e basvur, al vizeni ve basla calismaya. Ha bu arada ‘passion’ dedikleri seyi bulmaya bak! Bulursan sanslisin, bulmazsan mal gibi calis 9-5!
Bok gibi yazdin butun makalelerini. Hepsi boktandi, hepsini son anda yazdin, hepsini isteksizce yazdin, inanmadin, rol yaptin, bagirdin cagirdin, referans verdin, alinti yaptin, elestirdin, hakli buldun, sonra kelime sayisina baktin; tamam, gereken sayiya coktan ulasmisim, simdi teslim et gitsin. Ne o? Teslim tarihi gecmis mi? Overdue mu? O zaman kosedeki doktor’dan bir hasta seysi al, onla gotur ver, hallolur. En azindan bir sonra ki essay'e kadar rahatsin. Simdi istedigin yap!
Ne istiyordu ki?
Bir filmde adam konusuyordu, ‘freedom is overrated’. Simdi bitti hepsi, tum essaylar, tezler, sunumlar...Ne oldu, napiyorsun ki? Su bos zaman denilen sey nedir ki? Bi turlu dolduramadin o bos zamanlari adam gibi, kadin gibi, insan gibi. Bana bos zaman deme!
Sozler verdin kendine, okuyacaktin hepsini, anlayacaktin, simdi nasil oldu da tum kitaplarini sattin Amazon’dan?
Ne guzel kandiriyordu insan kendini. Beyin, insanin en aptal organi degil miydi iste? Ne kadar da dogru demissin Selim!
Aptalsin ve giderek daha da aptallasiyorsun. Boguldun iste yine o teknolojinin, gecitlarin icinde, basip duruyorsun tuslara, saga kayidirip, uzerine dokunuyorsun. Arama yapiyorsun, masaustunu temizliyorsun, yeni program indiriyorsun. Sicarken update yapiyorsun sirita sirita. Gazete okuyorsun, sonra onu ‘like’ ediyorsun, bir de ‘recommend’ ediyorsun utanmadan. Sen ne zamandan beri ‘recommend’ eder oldun? Hani sikayet ediyorsun ya ne kadar anlamsiz yaptigin bu is diye, sen ne kadar anlamli isler yapiyorsun ki? Senin hayatin zaten anlamsizlastirilmis bir kere, cikis yok bundan. Belki de vardir bir yerlerde, bir web sitesinde! Bir alisvers magazasinda! Bir pub’da! Bir Club’da, muze’de, sergi’de, essegin sikinde!